96
Views

Dünyadaki çoğu otel, motel ve diğer konaklama tesislerinin odalarındaki pencereler açılamayacak şekilde tasarlanmıştır. Peki oteller neden müşterilerinin temiz hava almasını istemez?

Otel odalarındaki temiz hava eksikliğinin birkaç nedeni var, ancak bunların hemen hemen hepsi aynı genel motivasyonu paylaşır: sorumluluğu azaltmak.

İlk ve belki de en belirgin sebep insanları kendine zarar vermekten caydırmaktır. Zemin seviyesinden birkaç kat yukarıdaki bir pencere, intiharı düşünen birine cazip gelebilir. Ancak bu meselenin yalnızca bir boyutu. Seyahat eden kişilerin içki içebileceğini ve daha sonra kendilerini sersemlemiş veya dengesiz hissedebileceklerini ve bu nedenle kazara düşme risklerinin daha yüksek olduğu da kapalı pencerelerin sebeplerinden biri. Aynı açıklama, bir pencereden dışarı sarkacak kadar uzun süre gözetimsiz bırakılabilecek çocuklar için de geçerli. İster bir misafirin kendine zarar verme isteğinden, ister sarhoşluktan, isterse çocukluk merakından kaynaklansın, üst katlardaki bir odada bulunan açık bir pencere, otel sahibi için kaçınılmaz olarak trajik ve muhtemelen dava konusu bir sorun haline gelecektir.

Bu varsayımsal bir durum değil. 2015 yılında, Los Angeles’taki bir otelin vale bölümünde duran bir adam, bir kadının 11. kattaki bir pencereden üzerine düşmesi sonucu ciddi şekilde yaralandı. Oteli dava etti ve avukatı, pencerelerin yaya bölgesinin üstünde yer aldığı için açılmaması gerektiğini savundu. Başka bir adam, 1945’te bir sandalyenin otel penceresinden düşüp kendisine çarpması üzerine San Francisco’daki bir oteli dava etmişti.

Güvenlik sorunları yalnızca düşen insanları değil, içeri giren insanları da kapsıyor. Kazaların gerçekten sorun olmadığı bir otelin birinci katındaki odalar da hırsızlar için bir fırsat yaratıyor; özellikle de konuklar pencereyi açık bırakıp dışarı çıkarsa.

İşte başka bir neden:

Otel odaları klimalı alanlardır. Yönetimler soğuk havalarda odaları sıcak, sıcak havalarda ise serin tutar ve misafirlerin rahat edebilmesi için klimayı açar. Modern inşaatın 1970’lerde kapalı alanlara yönelmesinin temel nedeni budur. Bu yüzden oteller bir dereceye kadar iklim kontrolüne ihtiyaç duyar. Birisi klimayı açıp ardından bir pencereyi açık bırakırsa, tesisin enerji kullanımı artar. Aynı şey dondurucu havalarda açık bir kapısı olan bir odaya giren sıcak hava için de geçerlidir. Birçok misafir klimalı havayı hapsetme konusunda bilgi sahibi olsa da, bazıları bunu yapmaz.

Kapalı pencerelerin para meselesiyle başka bağlantıları da var: Bir şey ne kadar çok hareket ederse mekanik aşınmaya o kadar yatkın olur. Kapalı bir pencere büyük ölçüde daha uzun ömürlüdür ve dolayısıyla işlevsel bir pencereden daha az maliyetlidir.

Bu faktörler göz önüne alındığında, otellerin pencereleri kapalı tutmayı tercih etmesi hiç şaşırtıcı değil. Hayati tehlikelerden ısıtma ve soğutma masraflarına kadar her şeyi hafifletmek için bulunan en uygun yol budur am bu tüm otellerin aynı kurala uyduğu anlamına gelmez. Bazılarında pencere kısıtlayıcı olarak bilinen cihazlarla donatılmış yarı çalışan pencereler olabilir. Bu kablolar, kapılardaki zincir kilitleri gibi çalışır ve birkaç santimetrelik minimum açıklığa izin verir; biraz hava için yeterlidir ancak kazara düşmeye izin verecek kadar geniş değildir.

görsel:

mental floss

Makale Etiketleri:
· · ·
Makale Kategorileri:
MANŞET · VE DİĞER